26 Kasım 2020, 23:47:12
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: En Yeniler  (Okunma Sayısı 7038 defa)
o_guney
Administrator
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 858



Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« : 16 Şubat 2009, 23:56:24 »

Beşir’le Vals
Gösterim tarihi:
06 Şubat 2009

Yılın en çok konuşulan filmlerinden biri daha seyirciyle buluşuyor. Bu yıl yabancı dilde en iyi film Oscar'ının adayları arasında olan Beşir'le Vals, İsrail'in Ortadoğu politikasını eleştiren bir yapım.
Konusu
Yönetmen Ari Folman, barda bir arkadaşıyla sohbet etmek etmektedir. Arkadaşı Ari’ye sürekli gördüğü bir kabustan bahseder. Kabusta, sürekli olarak 26 tane vahşi köpekten kaçmaya çalışmaktadır. İki arkadaş, bu rüyaların temelinde, 1982 yılında içinde bulundukları Lübnan Savaşı’nda yaşadıklarının olduğu konusunda fikir birliğine varırlar.

Ari, oturup düşündüğünde, hayatının o dönemi ile ilgili hemen hiçbir şey anımsamadığını farkeder ve buna çok şaşırır. Dünyanın dört bir yanında hayatlarını devam ettiren dostlarını ve asker arkadaşlarını bulup, onlarla Lübnan Savaşı’nda yaşananlarla ilgili olarak konuşmaya karar verir. Savaş dönemiyle ve kendisiyle ilgili tüm gerçeklerin ortaya çıkmasını istemektedir. Ari o gizemli günleri deştikçe, hafızasında gerçeküstü resimler oluşmaya başlar.


Dünya ve Desie
Gösterim tarihi:
06 Şubat 2009

Emmy Ödülü adayı olan bir diziden uyarlanan Dünya ve Desie birbirlerinden çok farklı kültürlerde doğup büyümüş iki genç kızın öyküsü üzerine kurulu, Başrollerde de dizideki karakterleri canlandıran iki genç oyuncu üstleniyor.
Konusu
Dunya, ramazan, imam, Mekke gibi İslami sembollerin etkisi altında büyümüş Fas kökenli bir kızdır. Son derece zeki bir kız olan Dunya, gazetecilik eğitimi almaktdır. Genel olarak sakin, dikkatli, bir o kadar da şüphecidir. Sürekli hayatın anlamını sorgulayan Dunya, iç dünyasında, ailesinden aldığı inançlar ile Hollanda toplumunun gerçekleri arasında bocalamaktadır.

Desie ise Dunya’dan oldukça farklı bir genç kızdır. Peynir, tahta nalınlar ve laleler kadar Hollandalıdır. Oldukça cüretkar ve düşüncelerini söylemekten sakınmayan bir yapıdadır. Özgürlüğüne son derece düşkün olan Desie, terk edilme kaygısıyla ciddi ilişkilerden de uzak durmaktadır. Tüm hırçın görünüşünün altında aslında oldukça sevecen, hassas ve kırılgan bir kızdır.

Dunya, on sekizinci yaş gününde ailesinin kendisini Faslı bir kuzeniyle evlendirmeye karar verdiğini öğrenir. Oysa bu fikir ona hiç de cazip gelmemiştir. Bu arada Desie de, hamile kalmıştır. Babasının Fas’ta yaşadığını öğrenen genç kız, onu bulmak için yakın arkadaşı Dunya ile Fas’a gitmeye karar verir.

Tamamen farklı nedenlerle Amsterdam’dan Fas’a doğru bir yolculuğa çıkan Dunya ve Desie’yi macera dolu olaylar beklemektedir. Nitekim, Fas Amsterdam değildir. İki genç kız, yolculukları boyunca onları hayatları üzerinde yeniden düşünmeye iten pek çok olayla karşı karşıya kalırlar. Tüm yaşananlar, onları ikisini de belli kararlar almaya itecektir.


Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi
Gösterim tarihi:
06 Şubat 2009

Scott Fitzgerald'ın aynı adlı öyküsünden uyarlanan Benjamin Button'ın Tuhaf Öyküsü, gerçekten de eşine az rastlanacak kadar 'tuhaf' bir öykü anlatıyor. Hem öyküye hem filme esin kaynağı olan ise Mark Twain'in "seksenimizde doğup sekizimize doğru ilerselek" cümlesi.

Konusu
I. Dünya Savaşı’nda oğlunu kaybeden kör bir saatçi, tren istasyonu için yaptığı bir saati geri geri işleyecek şekilde kurar. Bu şekilde gidenlerin geri gelebileceğini hayal etmektedir. Bu saat bir mucizeye sebep olur ve 1918 yılında savaşın bittiği gün doğan Benjamin Button’un hayat saati tersine işler. Benjamin, 80 yaşında bir adam olarak dünyaya gelir. Çevresindeki herkes yaşlanırken o tek başına gençleşmektedir. Hayatı ise yeni doğmuş bir bebek haline geldiğinde sona erecektir.

Benjamin Button’un annesi doğum sırasında ölür. Oğlunu ilk gördüğü anda dehşete düşen babası ise, onu Nolan Emekliler Evi’nin merdivenlerine bırakır ve kaçar. Çocuk evinin kahyası Queenie onu içeri alır. Benjamin, Nolan’da yaşayan yaşlı adamlar ve kadınlar tarafından büyütülür.

Benjamin, tersine giden hayatına ayak uydurmaya çalışırken daha küçük yaşlarda bir kıza aşık olur. Başlangıçta, yaşlı görünümünden dolayı ondan uzak durmaya çalışır ama yaşları birbirlerini yakaladığında mutluluğu bulacaktır. İkisinin de önünde uzun yıllar vardır. Ama ne yazık ki farklı yönlerde...


Sahtekar
Gösterim tarihi:
30 Ocak 2009

Hollywood'un yaşayan efsanelerinden Clint Eastwood bu kez esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolan oğlunu arayan bir annenin öyküsünü anlatıyor. Senaryoda J. Michael Straczynski'nin imzası kadroda da Angelina Jolie, John Malkovich gibi yıldızlar var.
Konusu
Telefon operatörü olarak çalışan Christine Collins, oğluyla birlikte Los Angeles’ta çoğunlukla çalışan sınıftan insanların oturduğu bir banliyösünde yaşamaktadır. Christine, güzel bir cumartesi sabahı oğlu Walter ile vedalaşır ve işe gitmek için evden ayrılır. Akşam eve geldiğinde bir annenin başına gelebilecek en kötü şeylerden biriyle karşılaşır. Walter ortadan kabolmuştur.

Christine, oğlunun bulunması için polise başvurur. Polis uzun süre Walter’ı bulmak için uğraşsa da nerede olduğuna dair en ufak bir ize bile rastlayamaz. Beş ay sonra, polis departmanı acılı anneyi arar ve kendisinin oğlu olduğunu iddia eden bir çocuk bulduklarını söyler. Oysa bulunan çocuk Walter değildir. Christine dehşet verici gerçekle çok geçmeden yüzleşir. İtibarını kurtarmak isteyen Los Angeles polis departmanı, anne ile oğulun buluşmasını medya önünde bir halkla ilişkiler etkinliği şeklinde organize eder. Polisler, gazeteciler ve fotoğrafçılar arasında şaşkına dönen kadın, çocuğu evine almaya ikna olur.

Ama çok geçmeden ilk şaşkınlığını üzerinden atan Christine, polisten konunun detaylı araştırılması için ister. Bu istek, o dönemde kentte uygulanan yasakların, kadınların mevcut sistemi sorgulamalarına izin vermediğini görmesine sebep olur. Çaresiz kalan Christine, aradığı desteği aktivist rahip Briegleb’den alır. Rahip, genç kadına oğlunu bulması için gereken yardımı yapacağına söz verir.

Aradığı cevapları bulmak için her şeyi göze almış olan Christine, akıl sağlığının dahi polisler tarafından sorgulandığı bir ortamda, mutlu sonlara susamış kamuoyunun desteğini de arkasına almayı başarır. Neredeyse bir polis devletine dönüşen Los Angeles’ta oyunun kurallarını koyanlar tarafından sistematik şekilde aşağılanan ve bir köşeye atılan yoksul insanların kahramanı haline gelir. Kadın haklarının hiçe sayıldığı bir dönemde, Christine’in amansız mücadelesi oğlunu bulmadan sona ermeyecektir…
Logged

“Kalite asla bir tesadüf değil, daima akıllı bir gayretin sonucudur.”
John Ruskin

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Bu Sayfa 0.097 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu S 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22