Gebeliğin Başlangıcı ve İlk Ayları

<< < (2/2)

aslım:
GEBELİKTE EGZERSİZ-TEMEL PRENSİPLER

--------------------------------------------------------------------------------
 

Egzersiz, sağlıklı yaşamın önemli bir parçasıdır ve gebelikte de belli kurallara uyularak uygulanabilir. Gebelikte yapacağınız egzersiz dolaşım ve solunum sisteminizin daha iyi çalışmasına katkıda bulunması yanında kendinizi daha iyi hissetmenize, uygun sınırlar içinde kilo almanıza, kendinize duyduğunuz güvenin artmasına, olumlu duygular hissetmenize ve daha "fit" (dinç) olma hissini taşımanıza önemli katkılarda bulunur. Egzersiz yapan anne adaylarında gebeliğe bağlı şikayetler (uykusuzluk, belağrıları, bacaklarda kasılmalar, varis, basur gibi) daha az görülür. Gebelikte düzenli yapılan egzersiz sezeryanla doğum riskini azaltır, annenin doğum sonrası "toparlanma ve kendine gelme" süresini kısaltır ve nihayet doğum sonrası daha kolay kilo vermesine önemli katkılarda bulunur.

Gebelik dönemlerinde egzersiz yapan anne adaylarının bebeklerinin beyin gelişimlerinin daha "iyi" olduğuna dair az sayıda yayın olmakla birlikte bu yayınların sayısı ve incelenen olgu sayısı bu konuda bir yorum getirebilmek için yeterli değildir.

Her anne adayı egzersiz yapabilir mi?

 Gebelikte uygulanabilecek egzersiz türleri ve günlük uygulama miktarı her anne adayı için farklıdır. Profesyonel sporcu anne adayları, düzenli spor yapmaya alışkın olan anne adayları, gelişigüzel spor yapan anne adayları, hiçbir şekilde spora vakit ayırmayan anne adayları ve yüksek risk faktörleri taşıyan anne adayları için yapılacak egzersizin nitelikleri önemli farklılıklar gösterir. Genel olarak söylemek gerekirse belli kurallara uyulduğunda her anne adayının kendine uygun olan egzersizler olduğunu söyleyebiliriz.


--------------------------------------------------------------------------------



--------------------------------------------------------------------------------

Gebelikte egzersiz yaparken dikkat edilmesi gerekenler

1. Gebelikte egzersiz yapmayı düşünen bir anne adayı bunu mutlaka doktoruna iletmeli ve doktorunun muhtemel kısıtlamalarına uymalıdır. Daha önceden erken doğum yapmış, ya da önceki gebeliklerinde değişik sorunlar yaşamış anne adaylarında egzersizin kısıtlanması veya niteliklerinin iyi bir şekilde ayarlanması gerekir. Yine gebelik öncesinden çeşitli hastalıkları olan anne adayları (kalp ve solunum yolu hastalıkları gibi) da egzersiz uygulamaları için doktorlarından onay almalıdırlar.

2. Egzersiz yapan bir anne adayı beslenmesine dikkat etmelidir. Düzenli egzersizde doğal olarak günlük kalori ve sıvı ihtiyacı artar. Günlük alınması gereken sıvı miktarı mevsimsel ve iklimsel özelliklere göre değişmekle beraber günde 8-12 su bardağı sıvı alınmalıdır (Pratik bir yöntem: idrarınızın rengi açık sarı olmalıdır. Aldığınız vitaminler idrar renginizi ne kadar koyulaştırırsa koyulaştırsın, koyu sarı bir idrar çıkarıyor olmanız sıvı alımınızın yetersiz olduğunu gösterir).

3. Egzersiz esnasında yapılan egzersizin niteliklerine uygun, mevsimle uyumlu kıyafetler giyilmelidir.

4. Düzenli olarak egzersiz yapmaya karar verdiyseniz bunun için zaman ayırmalısınız. Fırsat buldukça yapılan egzersizler amacına ulaşmazlar. Herhangi bir sağlık problemi olmayan bir anne adayı haftada 3-5 kez, 20-30 dakika devam eden ve yorucu olmayan egzersizler uygulayabilir. Arada sırada uygulanan egzersizler kaslarınızın "tutulmasına" ve egzersiz sonrası günlerce ağrı duymanıza neden olabilir. Ayrıca düzensiz egzersiz yapan anne adayları egzersiz esnasında kendilerini daha kolay yaralayabilirler. Egzersiz asla kilo alımını kısıtlamak için yapılmamalıdır. Amaç formda kalmaktır.

5. Egzersizleriniz esnasında vücut ısınız 38 dereceyi geçmemelidir. Bu, mutlaka egzersiz yaparken yanınınızda bir termometre bulundurmanızı gerektirmez. Ancak siz kendinizi aşırı ısınmış hissettiğinizde muhtemelen ısınız da yüksek demektir. Yüksek ısı uzun sürdüğünde bebeğinize de geçerek zarar verebilir. Aşırı ısındığınızda egzersize ara vermelisiniz. Pratik olarak söylemek gerekirse her 15 dakikada bir dinlenme araları vererek ısı artışını engellemelisiniz.

6. Egzersiz yaparken normal bir şekilde konuşmaya devam edemiyorsanız, yani nefes nefese kalıyorsanız, egzersiz vücudunuzu zorluyor demektir. Yaptığınız egzersizin ağırlığını, normal konuşmaya devam edebilecek şekilde düzenleyin.

7. Nabız hızınız egzersiz yaparken dakikada 140'ı geçmemelidir. Bunu saptamak için 10-15 dakikalık aralıklarla nabzınızı kontrol edin ve egzersiz ağırlığınızı buna göre ayarlayın.

8. Egzersize başlamadan önce 5 dakika boyunca yürüme ve hafif gerilme egzersizleriyle vücudunuzu ısıtın. Egzersize son verirken de yine birden değil, egzersizin şiddetini yavaş yavaş azaltarak egzersizi bitirin. Isınma gerçekten çok önemlidir ve kas ve eklemlerinizin yapacağınız egzersizlere hazırlanmasını sağlar, bu da egzersiz esnasında yaralanma ve egzersiz sonrasında "kas tutulması" ve buna bağlı ağrı çekme riskinizi önemli derecede azaltır. Egzersizi yavaş yavaş azaltarak bitirmeniz de yine nabız ve solunum hızınızın yavaş yavaş eski haline dönmesine yardımcı olarak, kan akımınızın kaslarınızda birikmesini engeller.

9. Gebelik ilerledikçe anne adayının ağırlık merkezi önemli değişiklikler gösterir. Denge buna bağlı olarak gebelik öncesi döneme göre daha zor sağlanır. Bu yüzden özellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren dengenizi daha kolay kaybedebileceğinizi aklınızdan çıkarmamalısınız.

10. Gebeliğin en erken dönemlerinden itibaren vücudun tüm eklemlerinde esneklik artar. Buna karşın, üçüncü trimesterde vücut sıvısının belirgin olarak artması eklemlerin hareketliliğini kısıtlayabilir. Özellikle üçüncü trimesterde gevşeme maksimum olduğundan kendinizi yaralama riskiniz artar. Egzersiz yaparken eklemlerinizi aşırı zorlamamaya dikkat etmeli ve ani hareketlerden kaçınmalısınız.

11. Gebeliğin ikinci yarısından itibaren özellikle sırtüstü pozisyondayken tansiyonunuzun aniden düşebileceğini unutmamalı, bu dönemden itibaren sırtüstü pozisyonda yapılan egzersizlerin süresini mümkün olduğunca kısıtlmamalısınız. Uterus büyüdükçe vena cava inferior adı verilen ve vücudun alt kısımlarından kalbe dönen kanı toplayan ana toplardamara bası özellikle sırtüstü pozisyonda problemlere yolaçabilir.

12.Egzersiz yaparken yatar pozisyondan ayağa kalkma esnasında dikkatli olmalısınız. Gebelik döneminde ani ayağa kalkma tansiyonun aniden belirgin olarak düşmesine neden olabilir. Yavaş yavaş ve bir yerden destek alarak kalkmalısınız.

13. Şu durumlarda egzersizi kesmeli ve doktora başvurmalısınız:

Ani başlayan karın ağrısı, uterusta kasılmalar, bebek hareketlerinin durması ve yeterli istirahat edilmesine rağmen geri dönmemesi, kanama, baş dönmesi, görme bozuklukları, nefes darlığı, çarpıntı, taşikardinin (nabzın ileri derecede hızlanması) istirahatle normale dönmemesi, şiddetli belağrısı, pubik bölgede (leğen kemiğinizin karnınızın en alt kısmında yeralan bölge) ağrı ve yürüme zorluğu.

Gebelikte yapılması uygun olmayan egzersiz türleri

Kural olarak uterusa direkt darbe gelme riski olan egzersiz türlerinden (topla yapılan spor türleri gibi), düşerek yaralanma riskini artıran spor türlerinden (kayak, su kayağı, sörf, bisiklete binme, ata binme, atlama sporları gibi), karıniçi basıncını artıran spor türlerinden (ağır kaldırma gibi), eklemlerde aşırı hareketlere ve kas ve ligamanlarda aşırı gerilmeye yolaçan spor türlerinden (aletli jimnastik, aletsiz zorlamalı jimnastik gibi) ve vücudun aşırı ısınmasına ve kalbin fazla çalışmasına neden olan egzersiz türlerinden (hızlı koşu, uzun süreli devam eden egzersiz türleri gibi) kaçınılmalıdır.

Yukarıdaki listeye bungee jumping, yamaç paraşütü, voleybol, scuba diving, dağa tırmanma, motorlu su sporları (banana, jet ski gibi, kayak (hem klasik hem de snowboard) eklenebilir.

Gebelikte uygulanabilecek bazı egzersiz türleri hakkında bilgiler

Yürüme, hızlı yürüme: Yürüme ve vücudu zorlamadan hızlı adım yürüme gebelik için en uygun olan egzersiz olarak kabul edilebilir. İlk kez gebelik döneminde egzersiz yapmaya karara vermiş bir anne adayı için en güvenli egzersiz türü yürümedir.

Yüzme: Gebelikte yapılabilecek en iyi sporlardan biri de yüzmedir. Suyun belli bir kaldırma gücü olduğundan anne adayını zorlamayan bir spor türüdür. Yüzme, tüm vücut kaslarını çalıştıran ve geliştiren bir spordur. Yine nabız dakika sayısı ve rahat nefes alabilme gibi konulara dikkat ederek yüzme sürenizi ve hızınızı ayarlayabilirsiniz.

Yüzmek için havuzlardan faydalanabileceğiniz gibi denizden de faydalanabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken yüzeceğinizi suyun temiz olmasıdır (havuz iyi klorlanmış olmalı, deniz ise yetkli kurumlarca bakteriyolojik değerlendirmesi yapılmış bir deniz olmalıdır). Suyun ılık olması önemlidir.

Yaralanma riski ve karnınızın üstüne düşme riski nedeniyle suya atlamaktan kaçınmalı ve uzun süre nefessiz kalarak suyun dibinden gitme gibi aktivitelerden gebelik döneminde kaçınmalısınız.

Jogging ("yavaş tempolu koşu"): Gebelikte yürüme gibi koşma da iyi bir spordur. Dikkat etmeniz gereken koşu esnasında rahat ve mevsime uygun kıyafetler giymek, nabız ve solunumunuza göre koşma hız ve sürenizi iyi bir şekilde ayarlamaktır. Koşu için özellikle yaz aylarında güneşin etkinliğinin nispeten daha az olduğu sabah veya akşam saatlerini tercih etmeli ve koşma parkurunuzun fazla engebeli ve düzensiz olmamasına dikkat etmelisiniz. Engebeli parkurlar ayağınızın takılarak düşme riskinizi artırır. Gebelik öncesinden koşu yapmaya alışkın değilseniz başlangıcı gebelikte yapmanız uygun sayılmaz. Bu durumda koşu yerine uzun mesafeli hızlı yürüyüşleri tercih edebilirsiniz.

Bisiklete binme: Özellikle birinci trimester (ilk üç aylık dönem) sonrasında ev dışında bisiklete binme uygun olmayabilir. Anne adayının gebeliğin etkilerine bağlı olarak bisiklet üzerindeyken dengesini kaybetme riski artar. Bunun yerine evinizde iyi havalandırılmış bir odada ev bisikleti ile düzenli pedal çevirerek egzersiz yapabilirsiniz. Birçok ev bisikletinde nabız ölçmeye yarayan bir alet de mevcuttur. Bununla düzenli olarak nabzınızı kontrol ederek egzersiz yoğunluğunuzu ve süresini ayarlayabilirsiniz. Ev bisikleti kullanırken de her egzersizde olduğu gibi öncesinden ısınmayı ve egzersizi bitirirken birden değil yavaş yavaş bitirmeye özen göstermelisiniz.

Yapabileceğiniz ve yapamayacağınız spor türleri elbette bu sayfada tam bir liste olarak sunulmamıştır. Belli bir spor türünün gebelik döneminde uygulanabilirliği konusunda şüphede kaldığınızda bunu mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
 

aslım:
DOĞMAMIŞ BEBEĞİN 5 DUYUSUNUN GELİŞİMİ

--------------------------------------------------------------------------------
 
 Ultrasonografi ve diğer inceleme yöntemleri gelişmeden önceki dönemlerde doğmadan önce bebeklerin duyularının hiç gelişmemiş olduğu ve verdikleri hıçkırık, tekme atma gibi tepkilerin tamamen tesadüfi, refleks hareketlerden ibaret olduğu düşünülürdü. Halbuki bugün, bebeğin beş duyusunun gebeliğin en erken aşamalarında gelişmeye başladığını, verdikleri tepkilerin aslında oldukça anlamlı yanıtlar olduğunu biliyoruz. Bebekler doğduklarında belleklerinde doğum öncesi dönemde depoladıkları bilgilerle karşımıza çıkıyor ve bizi şaşırtıyorlar.

Bu yazıda bebeklerin anne karnında duyularının gelişimleri hakkındaki en güğncel bilgileri bulacaksınız.

Tad ve koku alma duyusunun gelişimi:

Anne karnındaki bebeklerde ilk olarak tad alma duyusu gelişir. Gebeliğin 12. haftasında gelişmeye başlayan tad alıcı hücreler 28. haftada gelişimlerini büyük ölçüde tamamlamış olurlar. Amnios sıvısının tadı anne adayının aldığı gıdalara göre değişir ve buna bağlı olarak bebeğin tepkileri de alınan gıdalara göre değişkenlik gösterebilir. Örnek olarak *** deneylerinde amnios sıvısının içine sakaroz ("çay şekeri") verilerek yapılan çalışmalarda sakaroz verildikten sonra ultrasonda yavrunun yutma hareketlerinde artış gözlenmiş. Acı ve asit içerikli maddeler ise yutma hareketlerinin azalmasıyla sonuçlanmış.

Tad ve koku birbirlerinden ayrılamaz iki duyumuzdur ve bu iki duyu beraberce gelişirler. Yenidoğan bir bebeğin koku hafızası o kadar gelişmiştir ki, annesine ait kokuları binlercesi arasından tanıyabilir. Yapılan bir çalışmada suni memeucuna bebeğin kendi amnios sıvısından bir miktar sürüldüğünde bebeğin o memeyi daha güçlü emdiği gözlenmiş, bu da bebeğin henüz doğmadan bir koku ve tat hafızası geliştirdiğini göstermektedir.

İşitme duyusunun gelişimi:

Doğmamış bebekte 10. haftada dış kulak ve kulak zarı gelişir, 18. haftada gelişmeye başlayan orta kulak kemikleri bu gelişimlerini takriben 32. haftada tamamlarlar.

Fetusların 24. haftadan önce sesli uyaranlara yanıt vermediği, 34. haftada ise işitme duyularının tamamlandığı kabul edilir. Kız fetusların işitme duyularının erkeklere göre daha hızlı olduğu da gözlemler arasındadır.

Yenidoğan bebeklerin annelerinin seslerine daha kuvvetli yanıtlar vermeleri, fetusların erken dönemden itibaren sesleri belleklerinde depoladıklarını göstermektedir. Hatta anne adayının doğmamış bebeğine söylediği şarkıları bebeği doğduktan sonra söylediğinde bebeğin bunları tanıdığı ve bu seslerle ağlamasını kestiği de yine anneler tarafından sık gözlenen bulgular arasındadır.

Yenidoğan bebeklerin ağlama paternleri neredeyse bir parmak izi kadar kendilerine özgüdür. Bu ağlama paterninin bebeğin annesinin ses özellikleriyle yakından ilişkili olduğu da gösterilmiştir.

Kalın sesler uterusu daha kolay geçer ancak içeride dağılırlar. İnce sesler ise daha zor geçmelerine karşın fetus tarafından daha net algılanırlar. Fetuslar gibi yenidoğan bebekler de ince seslere daha olumlu yanıtlar verirler. Belki de bu yüzden anne ve babalar bebekleriyle konuşurken bilinçaltı bir mekanizmayla seslerini incelterek konuşurlar...

Yüksek desibelli sesler doğmamış bebeği olumsuz etkileyebilir. Örnek olarak bebeğin 110 desibellik bir gürültü (yaklaşık olarak bir diskodaki gürültü) ile karşılaşması, her ne kadar uterus bu gürültünün bir kısmını süzse de, onun anne karnında sıçramasıyla sonuçlanır. Bu sıçramanın bir refleks mi, yoksa korkuya bir tepki mi olduğu belli olmamakla beraber kalp atışlarının da hızlanması, bir korku reaksiyonunu daha çok düşündürmektedir.

Bu konuda yapılan diğer araştırmalar bebeğin anne karnında anne ve babanın seslerini belleğinde depoladığını ve doğumdan sonra da bu sesleri ayırt edebildiğini göstermektedir.

Annelerin bebeklerine kendi sesleriyle şarkı söylemeleri bebekleri üzerinde muhtemelen olumlu etki yaratır. Ancak "beyin geliştirici müzik" olarak pazarlanan müziklere bebeklerin verdikleri tepkiler ve bunların uzun vadeli etkileri konusunda yapılmış çalışmalar yoktur. Daha da üzücü olanı piyasada karnın üzerine yerleştirilen ve sesin teypten bebeğe daha iyi ulaşmasını sağlayan hoparlörler bile satılmaktadır. Bu tür aletlerden sakının. Bebeğinizin bu müzikleri kendi isteği dışında dinlemesinin onun üzerinde olumlu etki yaratabileceğini düşünüyormusunuz?

Dokunma duyusunun gelişimi:

Dokunma reseptörleri (algılayıcıları) henüz fetus 7 haftalıkken ilk olarak ağız çevresinde ortaya çıkar. Buradan tüm yüze, kollara, bacaklara ve nihayet vücuda yayılarak 20. haftada son şeklini alır. Doğmamış bebekte dokunma ve ağrı duyusunun 24. haftada tamamlanmış olduğu kabul edilir. Ağrı duyusunun ilk algılanmaya başladığı hafta ise tam olarak belirlenmemiştir ve bu konuda tartışmalar devam etmektedir.

Gerçek olan şudur ki, ağrı duyusu erken haftalardan itibaren gelişmeye başlamaktadır. Bu nedenle özellikle erken doğan bebeklere yapılan her türlü tıbbi müdahalelerde, yenidoğan bebeklere yapılan her türlü müdahaleli girişimlerde (doğumda vakum takılması, erken yenidoğan döneminde sünnet gibi) bebeğin ağrı duyduğu gerçeği kabul edilerek erişkinlerde kullanılan tüm analjezik ve anestezik yöntemler uygun dozlarda uygulanmalıdır.

Elbette doğmamış bebek sadece acıya karşı değil aynı zamanda dokunuşlara da duyarlıdır. Anne elini karnının üzerine koyduğunda ya da babası ona oyun yaptığında (örneğin annenin karnına parmağıyla bastırdığında) bebek bunu hisseder. Bazı bebekler bu hareketlere içeriden eli hissettiği yere vurarak cevap verir.

Görme duyusunun gelişimi:

Doğmamış bebekte en son gelişimini tamamlayan duyu görme duyusudur.

Fetusun 25. haftadan önce görsel uyaranlara duyarlı olmadığı bu haftadan itibaren ise giderek artan bir şekilde ışık gibi görsel uyaranlara güçlü yanıtlar verdiği gözlenmiştir. Göz kapağı hareketleri de yine bu dönemde başlar.

Sesten farklı olarak uterus ışığı geçirme konusunda güçlü bir engel görevi görür ve bebeğin ışıktan etkilenmesi engellenir.

Uterus içinde iken ışıktan böylesine iyi bir şekilde korunan fetusun doğduğu ilk anda birden yoğun bir ışığa maruz kalmasının yarattığı etkinin nitelikleri tam olarak anlaşılamamıştır. Bazı doğumhanelerde bebek doğacağı anda ışıklar tümüyle açılırken (muhtemelen bebeği solunum yapması için uyarmak amacıyla), bazılarında bebeğin doğacağı zaman odanın nispeten karanlık olması tercih edilir. Hangi yöntemin daha iyi olduğu henüz belli değildir.

Anne karnındaki bebekler de tıpkı bizler gibi suyun içinde gözlerini uzun süre açık tutamazlar. Bebek uyumasa da göz küresini korumak için gözlerini açar ve kapatır.

Doğmamış bebeğe dışarıdaki ışığın sadece yüzde biri ulaşır. Ancak bu miktar doğmamış bebeğin renkleri algılaması ve belleğine kaydetmesi için yeterlidir. Özellikle kırmızı tonlar daha iyi algılanır. Bebeklerin kırmızı renge karşı olan zaaflarını bu şekilde açıklanabilir.

Sonuç olarak fetus eskiden sanıldığı gibi duyuları az gelişmiş bir canlı değildir. Aksine çok erken dönemlerden itibaren duyuları gelişmeye başlar ve çevresini tanıyarak hafızasında bilgileri depolar. Yani bebek doğduğunda herşeyden habersiz, savunmasız bir "yavru" değil, kendine zararlı olabilecek uyaranlar konusunda az da olsa çeşitli tecrübeler edinmiştir ve fetal yaşamına ait çeşitli anılarla dünyaya gelir. Bu nedenle gerek ses, gerek ışık, gerekse dokunma gibi uyaranların bebeğe ölçülü olarak uygulanmasında fayda vardır.
 

aslım:
GEBELİKTE SIK RASTLANAN YAKINMA VE BELİRTİLER:
UYKUSUZLUK

--------------------------------------------------------------------------------
 

Uyku, tüm canlıların ihtiyacı olan ve beyin başta olma üzere tüm vücut organlarının işlevlerini belli bir süre yavaşlatarak "kendilerini toparladıkları" bir dönemdir. Tüm organların düzenli ve birbirleriyle bağlantılı olarak çalışmasından sorumlu olan beyinde, gün boyunca süren yoğun çalışma neticesinde tükenen nörotransmitterler uyku esnasında yeniden oluşturulurlar. Nörotransmitter adı verilen maddeler sinir ağının birbirleriyle bağlantı noktalarında bulunan ve iki sinir hücresi arası geçişi sağlayan kimyasal maddelerdir ve sürekli yenilenmek durumundadırlar. Bu yenilenmenin önemli bir kısmı uyku esnasında olur.

Yeterince uyku uyumayan bir insanda yorgunluk hissi, gerginlik, sinirlilik ve başağrısı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Dahası, sağlıklı karar verme, dikkati toplama gibi beyin faaliyetleri de olumsuz etkilenebileceğinden günlük yaşam bir süre sonra başaçıkılamaz hale gelebilir.

Gebeliğinizin en başından itibaren vücudunuzda oluşan değişiklikler neticesinde beyniniz size daha çok istirahat etmeniz gerektiği sinyalini göndermeye başlar. Kendinizi gün boyunca yorgun hisseder ve daha çok istirahat etme ve uyuma ihtiyacı hissedersiniz. Ancak gebeliğinizin son aylarında ortaya çıkan bazı rahatsızlıklarınız da uyku düzeninizi bozabilir. Mide yanması, bacaklarda kasılmalar, sık idrara çıkma ihtiyacı nedeniyle uykuya dalmakta ya da kesintisiz bir uykuyu sürdürmekte zorlanabilirsiniz.

Uykusuzluğa gebeliğin normal seyrinin bir parçası olarak baktığınızda uyku düzeninizi oluşturamazsınız. Bunun yerine, neden uyuyamadığınızı çözümlediğinizde ve önlem aldığınızda uyku kalitenizi artırmak elinizdedir. Aldığınız önlemlere sizin uykunuzu bozan etkenleri bertaraf edemediğinde doktora başvurmalı ve önerilen ilaçları kullanmalısınız.

Önemli bir uyku düşmanı: mide yanması

Mide yanması probleminiz varsa ve ilaç kullanmıyorsanız, yatmadan önceki iki saat boyunca yemek yememeye özen gösterin. Akşam yemeklerinizin hafif olmasına dikkat edin. Akşam yemeğiniz mutlaka bol kalorili tam bir akşam yemeği olmak zorunda değildir. Kahvaltı şeklindeki bir akşam yemeği tercih ettiğinizde mide yanmalarınız daha az olabilir.

Midenizi sıvılarla doldurmamaya özen gösterin. Zira midenin aşırı dolması mide yanmasını artırır. Bildiğiniz gibi mide yanması aslında yemek borusu ile mide arasında yeralan ve normalde yemek borusundan mideye geçiş veren tek yönlü çalışan kapağın yetersiz çalışmasına bağlıdır. Burada gebelikte oluşan fizyolojik gevşeme nedeniyle özellikle mideiçi basınç yüksek olduğunda mideden yemek borusuna asit nitelikli sıvı kaçmaktadır. Bu sıvı da asit ortama alışık olmayan yemek borusunda yanma ve ağrı hissi uyandırmaktadır.

Yine başınızı hafif yükselterek uyumanız (başınızın altına çift yastık koyarak) mide yanması şikayetlerini azaltabilir. Bu önlem burun tıkanıklığı yaşayan anne adaylarında da etkili olabilmektedir.

Sık sık idrara çıkma ihtiyacı nedeniyle gece uyanma

Gebelikte yeterli sıvı alımı özellikle yaz aylarında üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Günlük alacağınız su miktarının önemli bir kısmını gündüz ve akşamın erken saatlerinde almanız ve yatmaya yakın sıvı alımınızı azaltmanız gece idrar yapmak için uyanma şikayetlerinizi azaltır. Bildiğiniz gibi uterus (rahim) büyüdükçe mesaneye baskı yapmakta ve mesaneniz az miktarda dolduğunda bile kapasitesi azalmış olduğundan idrar ihtiyacı artmaktadır. Kahve, çay ve kolalı içecekleri akşam saatlerinden itibaren kesmeniz gece idrar yapmak için kalkma olasılığınızı azaltacaktır. Dahası bu içeceklerin içinde bulunan kafein ve tein santral sinir sistemi uyaranı olarak "uyku kaçırıcı" özellikler göstermektedir.

Sıvı alımı konusunda diğer bir öneri de sıvıyı yemeklerle birlikte değil, yemekler arasında almanızdır. Yemeklerle birlikte sıvı aldığınızda mideniz daha çok dolacak ve mide yanması şikayetleriniz artacaktır. Yenekler arasında aldığınızda ise sindirim sonucunda midede yer açılmış olduğundan mideniz aşırı dolmayacaktır.

Bacaklarda kasılmalar

Gebeliğin son aylarında bacaklarınızda kasılmalar ortaya çıkabilir. Bu durum sizin kalsiyumunuzun ya da magnezyumunuzun yetersiz olmasından değil, kanınızın daha sulanmış olması nedeniyle kandaki kalsiyumun nispeten azalmasından kaynaklanmaktadır. Kemiklerden kana kalsiyum geçişi nispeten yavaş bir süreç olduğundan belli zamanlarda bacaklarda kasılmalar oluşabilmektedir. Hemen kalsiyum ya da magnezyum tedavisine geçmek yerine kalsiyum ve magnezyum içeriği yüksek besinler almak daha uygun bir yoldur. Bu besinler süt ve süt ürünleri, badem, incir (kuru incir de dahil) ve ıspanak gibi besin maddeleridir.

Krampları çözmek için iki egzersiz önerisi:

Ellerinizi sağlam bir yere yaslayın. Kramplı olan bacağınızı dizden bükmeden, yerde kaydırabildiğiniz kadar geriye doğru kaydırın. Bu esnada diğer bacağınızı dizden bükebilirsiniz. Son aşamaya geldiğinizde (yani zorlandığınızda) bacağınızı bu pozisyonda tutabildiğiniz kadar tutun. Bu esnada gerili olan bacağınızı "yaylandırarak" hareket ettirin.

Yere uzanın. Eşinize bir elini kramplı olan bacağınızın dizine bastırmasını, diğer elini de ayak tabanınızı size doğru germesini söyleyin. Bu egzersizde ayağınız bacağınızla 90 derecelik bir açı oluşturur. Bu esnada baldırlarınızda hafif bir ağrı duymanız normaldir. Eşiniz ayağınızı yumuşak hamlelerle ileri geri hareket ettirdiğinde kramplarınızın hafifleme olasılığı yüksektir.

Yatağınızın özelliklerini gözden geçirin

Sağlıklı bir uyku için yattığınız yatağın özellikleri de çok önemlidir. Çok sert bir yatak uyumanızı zorlaştırırken, çok yumuşak bir yatak bel ağrılarıyla uyanmanıza neden olabilir. Yatağınızın ortopedik özellikler taşımasına dikkat etmelisiniz.

Gebeliğin son dönemlerinde en iyi uyku pozisyonu sol yandır. Karnınızı desteklemek için altına bir yastık koyabilirsiniz. Ayrıca yine iki bacağınızın arasına alacağınız bir yastık (bu yorganınız da olabilir), bel ağrılarından korunmada yardımcı olabilir.

Vücudunuzu kasıyormusunuz?

Çoğumuz yatakta gergin bir pozisyonda bir o yana, bir bu yana döner dururuz. Beynimizin bir kısmı kasların gereksiz yere gergin tutulmasıyla uğraşırken rahat bir uyku uyumak imkansızdır.

Siz de kendinize bir test uygulayarak gergin olan vücut kısımlarınızın farkına varın ve gevşemeyi öğrenin:
Başınızdan başlayarak sırayla vücudunuzun tüm kaslarının gevşemesini sağlayın. Özellikle bilinçsiz bir şekilde omuz kaslarınızın, kol ve bacak kaslarınızın kasılı olduğunu farkettiğinizde şaşırabilirsiniz. Bu kas gruplarını teker teker gevşetin. Bunu alışkanlık haline getirmek amacıyla gün boyu da ayakta dururken, otururken ve istirahat ederken bilinçli bir şekilde o anda gereksiz olmasına rağmen kasılı duran kaslarınızın farkına varın ve gevşetin. Bunu sık sık yaparsanız belli bir süre sonra bu gereksiz gerginliklerden kurtulmak için vücudunuzu eğitmiş olacaksınız. Eğer belli bir kas grubunuzu gevşetmekte zorlanırsanız önce o kas grubunu mümkün olduğunca kasmaya çalışın, bu kasılma sonrası gevşeme kolaylaşacaktır.

Yüz ve boyun kaslarınızı da ihmal etmeyin. Özellikle kaşlarınızın çoğu durumda gereksiz yere kasılı olduğunu ve çatık kaşlı olarak dolaştığınızı görebilirsiniz.

Bu gevşeme teknikleri ayrıca ruh halinizi de olumlu etkileyecektir.

Şu testi yapın: Kendinizi tamamen gevşetin ve aklınıza kızdığınız birini getirin. Hemen bazı kaslarınızın kasılmaya başladığını ve öfke duygunuzun ortaya çıktığını göreceksiniz. Aksini yapın ve kaslarınız tamamen gevşek haldeyken o kişiye öfke duymaya çalışın. Kaslarınızda kasılma olmadığı sürece öfke duygusunu asla yaşayamayacaksınız! Deneyin...
 

Nefes alma düzeniniz çok önemlidir

Gün boyunca ortaya çıkan olumsuz duyguları uykuya dalmaya çalışırken tekrarladıkça nefes alma düzeninizin de bozulduğunu göreceksiniz. Kafanızda çözmeniz gereken sorunlar varsa bunları uykuya dalma döneminde çözmek yerine başka bir zamana ertelemelisiniz. Sorunlarınızı bir kağıda yazın ve yarın çözün. Böylece "sorunlarınızı unutma" korkunuz da kalmaz.

Uykuya dalarken olumlu duygular ve düşünceler içinde olmalısınız

Tüm duyguların atasının düşünceler olduğunu unutmayın. Uykuya dalarken olumlu şeyler düşünürseniz olumlu duygular hissseder ve daha rahat uyursunuz. Kendinize hayalinizde bir cennet yaratın ve beş duyunuzla bu cennette neler hissedeceğiniz konusunda bir hayal oluşturun. Bu hayal oluşana kadar uykuya dalmış olackasınız.

Hiçbir şey fayda etmezse klasik yöntemleri deneyin: koyun sayma, belli bir rakamdan geri sayma gibi.

Bunların hiçbiri fayda etmezse durumu doktorunuza iletin.

aslım:
İYİ BİR GEBELİK DÖNEMİ GEÇİRMEK...

--------------------------------------------------------------------------------
 

Bir canlıyı içinde büyütmek ve onu dünyaya getirmek bir mucizedir. İnsan ürettiği sürece, dünyaya katkısı olduğunu hissettiği sürece mutludur. Belki de mutlu olmanın sırrı budur:üretmek...

Doğum, doğanın kadınlara bir hediyesidir. 9 Ay 10 Gün boyunca çeşitli fedakarlıklara katlandıktan sonra kucağınıza aldığınız minik bebeğiniz size herşeyi unutturur, varoluşunuza ayrı bir boyut getirir...

Normal seyreden gebelik ve doğum bir doğa olayıdır. Tıbbi müdahaleler gereksiz yere devreye girdiğinde doğallık kaybolur. Ancak tam tersi de geçerlidir: Doğallığını yitiren bir gebelik tıbbi müdahalelere maruz kalır. Doğallığı yitirip yitirmemenin bir kısmı sizin elinizdedir.

Çağımız her yeni gün bilimsel gelişmelerin kaydedildiği bir dönemdir. Aslında bu "bilimsel gelişmelerin" çoğu zaten var olan gerçeklerin keşfedilmesinden ibarettir. İnsan tarihte ilk ortaya çıktığı andan itibaren gebelik ve doğum vardı. Yüz binlerce yıldır bin milyarlarca insan doğdu. Siz yazının bu bölümünü okuyana kadar da dünya üzerinde muhtemelen 10.000 yeni insan yavrusu yaşama ilk çığlığını attı...


--------------------------------------------------------------------------------

Doğum bilimi emekleme devresindeyken doktorlar doğal seyreden bu olguya gereksiz yere müdahale etmeme eğiliminde oldular. Teknik imkanlar buna izin vermiyordu. Daha sonra doğum bilimi gelişmeye başladığında doktorlar kendilerine çok güvendiler ve gebelik ve doğum konusunda aşırı müdahaleci olarak doğal olan bu olguyu yönlendirmeye çalıştılar.

Doğum biliminin altın çağını yaşadığı günümüzde ise gerçeğe dönüş yapmış durumdayız: Artık biz doğumbilimciler tek görevimizin "kesinlikle normaldışı seyrettiğinden emin olduğumuz" durumlarda devreye girmek, diğer durumlarda ise denetleyici olmak olduğunun bilincine vardık. Bu kural ihlal edildiğinde bilim tüm gelişmişliğine rağmen anne adayının aleyhinde işlemektedir.


--------------------------------------------------------------------------------

Siz anne adaylarının gereksiz tıbbi manipulasyonlara maruz kalmamak, doğumbiliminin gelişmişliğinden azami faydalanmak için yapmanız gerekenler var:

İyi bir gebelik dönemi geçirebilmek için ilk şart elbette sağlıklı olmaktır. Sağlık, beden sağlığıyla birlikte ruh sağlığını da kapsar. Beden sağlığı için her zaman yapabileceğiniz birşeyler olduğu gibi ruh sağlığınız için de birşeyler yapabilirsiniz.

İşte size birkaç öneri;

Gebelik tümüyle fizyolojik bir olaydır...

 Gebeliğin kadın hayatının bir dönemi olduğunu her zaman hatırlayın. Kadın hayatının bebeklik, çocukluk, ergenlik, doğurganlık, menopoz evreleri ve bu evrelerin kronolojik bir başlangıcı ve bitişi vardır. Bu evrelerin her biri hayatınızın fizyolojik bir dilimini temsil eder. Gebelik doğurganlık evresinin içinde yeralan ve bu evre içinde birden fazla kere yaşayabileceğiniz bir dönemdir. Gebeliğin fizyolojik bir süreç olduğunu her zaman hatırlamanız, gebelik ve doğum hakkındaki endişelerinizi azaltacaktır.


Yaşamınızı organize edin...

Gebelik ciddi bir iştir. Her ciddiye aldığınız iş gibi gebeliğiniz hakkında da plan yapın. Evrene yeni bir canlı getirme projesini baştan sona kadar planlayın. İşin üstesinden gelmek için gerekli olanlar, yapılan iş hakkında bilgili olunması, işin sevilmesi ve sonucun başarı olacağından emin olunmasıdır.

Gebe kaldığınız andan itibaren yeni bir süreç içine girdiğinizi ve kendi sağlığınız dışında başka bir canlının sağlığından da sorumlu olduğunuzu unutmayın. Gebe olduğunuz için kendinizle gurur duyun ve bebeğinizi kucaklayacağınız günlerin hayalini kurun.

Daha önceden sigara içiyorsanız bırakın. Çünkü içeceğiniz tek bir sigara bile bebeği olumsuz etkilemektedir. Daha önceden alkol alma alışkanlığınız varsa bunu da bırakma zamanıdır. Alkolün miktarı ile bebeğe verdiği zararın miktarı arasındaki ilişki tam olarak açığa kavuşmamıştır. Daha önce düzensiz yemek yeme alışkanlığı, az uyuma alışkanlığı gibi alışkanlıklarınızı bırakmanın da tam zamanıdır. Alelacele birşeyler yemeyi bırakıp İçeriği daha faydalı bir yemek yeme alışkanlığı edinmenin de zamanı gelmiştir.

Bedeni aşırı zorlayıcı bir işte çalışmadığınız sürece işinizi bırakmanıza gerek yoktur. Ancak her fırsatta dinlenmeyi ihmal etmeyin.

Yaşama bakış açınızı tekrar gözden geçirin...

Daha önce yaşama bakış açınız karamsar ise bunu da değiştirmenin tam zamanıdır. Gebelik sizin dünyaya yeni bir canlı getirerek katkıda bulunmanızın hazırlığıdır. Bebeğin rahim içinde ilk aylardan itibaren sizin temel duygu, düşünce ve olayları yorumlama alışkanlıklarınızı hissettiğini ve benimsediğini bilin. Yaşamı ve gebeliğinizi bir savaş olarak değil bir oyun olarak görün. Böyle gördüğünüzde dünyada birden fazla gerçek olabildiğini farkedeceksiniz. Eşinizle bu konuda iletişim kurun.

Bir uzmanla işbirliği yapın...

Gebe kaldığınızı anladığınız zaman en kısa zamanda kendinize bir doktor seçin ve düzenli olarak kontrollere gidin. İlk seçtiğiniz doktor daha sonra gideceğiniz doktor olmayabilir. Yalnız doktor konusunda karar verdikten sonra doktorunuza sadık kalın. Doktorunuzun önerilerine uyun. Hiçbir şikayetiniz olmasa bile kontrole gidin. Dünya üzerinde doğumların çok büyük kısmının doktorların olmadığı ortamlarda bile problemsiz gerçekleştiğini unutmayın. Muhtemelen siz de bu çoğunluk içinde yer alacaksınız. Doktorun varoluş amacı normal doğuma müdahale etmek değil, normalden sapmaları anlamak ve bunlara müdahale etmektir. Siz yine de işi şansa bırakmayın ve 2000'li yılların erken tanı ve tedavi olanaklarından sonuna kadar yararlanın.

Sizi yanlış yönlendireceklere karşı en iyi savunma bilgidir...

Çağımız bilgi çağıdır. Bilgi ya da "bilgi" çok çeşitli kaynaklardan bize ulaşmaktadır. Çevreden, özellikle de yakın çevreden ve gazete, dergi, TV, radyo gibi kaynaklardan ulaşan bilgilere hemen inanmayın. İnsanlar gebeleri endişelendirmeyi severler, çünkü onları da endişelendiren biri olmuştur. Yanlış bilgi almak yerine doktorunuza ve güvenilir bilimsel kaynaklara başvurun ve herzaman vücudunuz hakkında bilgi sahibi olun.

Tıbbi bilgiler doktorların tekelinde değildir. Bilgi herkese açıktır. Ancak uygulama ve müdahale etme yetkisi doktorlarındır. Siz bedeniniz, gebelik, doğum, lohusalık gibi konularda mutlaka bilgilenin. Doktorunuza bol bol sorun. Doktorlar, kendilerine sorulan mantıklı soruları yanıtlamaktan hoşlanırlar.

17. yüzyıldan kalma, doktor ve hasta iletişimini (?) gösteren bir tablo...
Artık biz doktorlar bu durumlarla pek karşılaşmıyoruz (!)
 

Unutmayın: Gebelik ve doğum bir doğa olayıdır ancak doğa her zaman insanoğlundan yana olmaz. Doğa insanoğluna karşı işlemeye başladığında bilim bu durumu tersinde döndürebilir.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa